Seferiliğin başlangıcı nasıl belirlenir?
Seferi olan bir kimse mukim imamın arkasında namazını nasıl kılar?
Bir beldede evi olan kimse orada on beş günden az kalsa seferi olur mu?
Ulaşım araçlarında farz veya nafile namazlar kılınabilir mi?
Cana, mala zarar gelme korkusunun bulunduğu hallerde veya yerin çamurlu olması ya da namaz kılacak uygun bir yerin bulunmaması gibi zaruret hallerinde, binek üzerinde farz namaz kılmak da caiz görülmüştür (Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 108).
Hz. Peygamber zamanında ve müctehit imamlar döneminde günümüzdekine benzer nakil araçları yoktu. O zaman mevcut olan nakil araçları hayvan ve gemi idi. Genelde insanlar kendi hayvanları ile seyahat ederler ve diledikleri zaman durup, istedikleri zaman yollarına devam edebilirlerdi. Onun için, namazı hayvan sırtında kılma zorunlulukları yoktu. Gemide seyahat edenler ise, gemi duruyor ise normal yerde kılıyorlarmış gibi, kıbleye dönerek rüku ve secdeyi yaparak namazlarını kılarlardı. Gemi hareket halinde ise, yapabiliyorlarsa ayakta rüku ve secdeyi yaparak, geminin hareketine göre kıbleye doğru dönerek kılarlar, buna güçleri yetmezse oturdukları yerden rüku ve secdeyi yaparak kılarlardı (Alauddin es-Semerkandi, Tuhfetü’l-fukaha, I, 156; Kasani, Bedaiu’s-Sanai’, I, 453). Günümüzde, tren ve uçak ile seyahat edenler de, namaz vaktinde aracı durdurma imkanına sahip olmadıkları için, namazlarını aynen gemide imiş gibi kılabilirler. Namaza başladıklarında imkan ölçüsünde kıbleye yönelirler; aracın hareketine göre, güçleri yettiğince kıbleye dönmeye çalışırlar. Rüku ve secdeyi ima ile yaparlar. Otobüs ile seyahat edenler ise öncelikle aracı durdurmaya çalışırlar. Bu mümkün olamazsa aynen uçak ve tren yolcuları gibi hareket ederler.
Yolcuların namaz kılmakta uygulayabilecekleri diğer bir yöntem de namazları cem ederek kılmalarıdır.
Cem’ yalnızca öğle ile ikindi ve akşam ile yatsı namazları arasında olabilir.
Vatanı asli, vatanı ikamet ve vatan-ı sükna ne demektir?
Dinen yolcu sayılabilmenin iki temel ölçüt vardır. Bunlardan biri mekan, diğeri ise mesafedir.
Yolculuk konusu ile ilgili olarak bir kimsenin bulunduğu yer ya “vatan-ı asli”, ya “vatan-ı ikamet”, ya da “vatan-ı sükna”dır.
Vatan-ı asli: Asli yerleşim yeri demektir. Bir insanın doğup büyüdüğü yer veya çalışıp geçimini sağladığı, ev alıp çoluk çocuğu ile yerleştiği ve sürekli kalmaya niyet ettiği yerdir.
Vatan-ı ikamet: Yerleşmek maksadı ile olmaksızın on beş günden fazla kalmak üzere bulunduğu asli vatanından en az doksan km. uzaklıktaki yerdir.
Vatan-ı sükna: bir kimsenin on beş günü tamamlamadan ayrılmak üzere bulunduğu, asli vatanından en az doksan km. uzaklıktaki yerdir (Haddad, el-Cevheratü’n-neyyire, I, 342).
Bu hükümler Hanefi mezhebine göredir. Diğer mezheplerde, misafir olmak için gidilmesi gereken, asgari mesafe ve kalınacak azami süre konusunda farklı görüşler vardır (Ramli, Nihayetü’l-muhtac, II, 257; Buhuti, Keşşafu’l-kına, I, 504).
Seferi olan kişi cemaate namaz kıldırabilir mi?
Çalışmak üzere bir şehre giden fakat ailesini oraya götürmeyen kimse namazlarını seferi mi yoksa mukim olarak mı kılar?
Kişi başka bir yere göç edip eşini ve çocuklarını buraya naklederek yerleşirse burası vatan-ı aslisi olur. Önceki vatanı, vatan-ı asli olmaktan çıkar. Daha sonra buraya (eski vatanına) misafir olarak gelirse dört rekatlı farz namazlarını iki rekat olarak kılar. Nitekim Peygamberimiz (s.a.s.) ve arkadaşları Mekke’yi terk edip Medine’ye yerleştikten sonra Mekke’ye gittiklerinde 4 rekatlı farz namazları iki rekat olarak kılmışlardır (Muvatta, Kasru’s-salati, 6; Beyhaki, III/135-136).
Bir kimsenin doğduğu, evlendiği, içinde yerleşmeye karar verdiği yeri terk etmeyi düşünmeyerek; öğrencilik, işçilik, memurluk ve askerlik gibi sebeplerle uzunca bir zaman oturduğu veya yolculuğa çıkıp en az on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet ettiği yerler ise ikamet vatanıdır. İkamet vatanında namazlar mukim olarak kılınır. Bu gibi bir yerde 15 günden az kalacaksa, namazlarını kasr eder (Haddad, el-Cevheratü’n-neyyire, I, 342).
Yolculukta kılınamayan namazların kazası nasıl yapılır?
Birden çok yerde evi olan bir kimse, buralara gittiğinde seferi olur mu?
Bir kimsenin kendi esas memleketinden ayrı olarak, on beş gün veya daha fazla kalmaya niyet ettiği yer vatan-i ikamettir. Dini görevleri yapma konusunda Vatan-ı İkametle Vatan-ı asli arasında fark yoktur. Yani Vatan-ı İkamette olan kişi de misafire ait olan dini kolaylıklardan yararlanamaz (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, II, 614, 615, 616).
Bir kimsenin birden fazla asli vatanı olabilir. Günümüzde imkanı olanların yazlıkları birer vatan-ı aslidir. Bu itibarla, kişi, kendisine ait bulunan yazlık ve kışlık evinde namazlarını tam kılar. Kişi iş icabı veya durum gereği her iki şehri de asli vatan edinmişse, her iki şehirde de dört rekatlı farz namazları tam kılar.
Anne babasının yaşadığı beldeye giden kişi seferi olur mu?
İnsanın doğup büyüdüğü veya evlenip içinde yaşamak istediği ya da içinde sürekli olarak barınmayı kastettiği yere asli vatan (vatan-ı asli) denir. Yetişkin bir kimse doğup büyüdüğü, ya da sürekli yaşamak üzere temelli yerleştiği asli vatanını terk edip her hangi bir sebeple sürekli yaşamak üzere bir başka yere yerleşirse burası onun asli vatanı olur ve eski asli vatanının hükmü ortadan kalkar. Eski asli vatanında anne-babasının veya yetişkin çocuklarının bulunması durumu değiştirmez. Tercih edilen görüş budur (İbn Abidin, Reddu’l-muhtar, I, 532).Buna göre bir kimse sürekli yaşamakta olduğu vatanından ayrılıp, ziyaret vb. amaçlarla 90 km. ve daha uzak yerde yerleşik olan anne-babasının yanına giderse seferilik hükümlerine tabi olur. Dolayısı ile gittiği yerde 15 günden daha az kalmaya niyet ettiği takdirde seferi olur (Mevsıli, el-İhtiyar, I, 79).
Kaynak: Diyanet İşleri Başkanlığı Namaz Fetva Bölümü
