Muhterem Müslümanlar!
Yüce Rabbimiz, insanı; aklıyla düşünen, kalbiyle hisseden, iradesiyle seçen ve yaptığı tercihlerle hayatına anlam katan müstesna bir varlık olarak yaratmıştır. Evet, insan olarak doğmak büyük bir lütuftur; fakat asıl olan bir ömür boyu insan kalabilmektir. Allah’ın rızasını gözetebilmek, yaratılış gayesine uygun bir hayat sürebilmektir. İçimizdeki iyilik kapılarını açık tutmak, ancak; kötülükleri de içeriye sokmamaktır.
Aziz Müminler!
İnsanlığı çoğu zaman büyük işlerde ararız. Oysa insanlık gündelik hayatın küçük anlarında saklıdır. Asr-ı saadette yaşanan şu hadise bizim için çok büyük hikmetler barındırmaktadır. Bir gün Peygamber Efendimiz (s.a.s)’i görmek için yaşlı bir adam gelmişti. Oradakiler ona yer açmakta ağır davranınca Rahmet Elçisi (s.a.s) şöyle buyurdu: “Küçüğümüze merhamet etmeyen ve büyüğümüze saygı göstermeyen bizden değildir.”[1] Evet, yaşlılara hürmet gösteren, hayatı boyunca hürmete nail olur. Çocuklara şefkatle davranan, kalbinin katılığından kurtulur. Anne ve babasına iyilikte bulunan, huzur ve mutluluğu yanı başında bulur. Hastaları ziyaret eden, ruhuna esenlik katar. Sofrasını yetim ve kimsesizlerle paylaşan, rahmet ve bereketi evine taşır. Komşusuna selam veren, sevgi ve muhabbetin toplumda yayılmasına vesile olur.
Kıymetli Müslümanlar!
Cenâb-ı Hak, “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”[2] sorusu ile bizlerin dikkatini çekerken; insan, Rabbinin kendisine verdiği kıymeti unutuverir. Makamını üstünlük sebebi, servetini övünç vesilesi, bilgisini kibir aracı, gücünü başkalarını incitmenin bahanesi hâline getirebilir. Oysaki dinimiz İslam bizlere şunları öğretmektedir: Değerimiz; dış görünüşümüzden, sahip olduğumuz servetten, makamımızdan veya toplumdaki konumumuzdan kaynaklanmaz.
Gerçek zenginlik, ihtiyaç sahiplerini gözetebilmek; gerçek güç, öfkeyi dizginleyebilmek; gerçek üstünlük ise takva sahibi olabilmektir.
Kardeşlerim!
Bazen yüzümüze gösterdiğimiz özeni kalbimize gösteremiyoruz. Aynada geçirdiğimiz vakit kadar iç muhasebemize vakit ayıramıyoruz. Küçücük bir sözü büyük bir kine dönüştürebiliyoruz. Aramızdaki kırgınlıkları yıllarca yaşatabiliyor, af ve mağfiret yolunu tutmayabiliyoruz. Miras kavgası yüzünden kardeşlerimizin kapısını çalmayabiliyoruz. Aynı safta omuz omuza durduğumuz komşularımızla selamlaşmıyor, akrabalarımızla sıla-i rahmi kesebiliyoruz.
Aziz Müslümanlar!
Hutbemizin başında ifade ettiğimiz hususu önemine binaen bir daha zikretmek istiyorum. İnsan olarak doğmak büyük bir lütuftur; fakat asıl olan bir ömür boyu insan kalabilmektir. Öyleyse bugünden tezi yok; evlerimize şefkati, sokaklarımıza merhameti, ticaretimize dürüstlüğü yeniden hâkim kılmak için harekete geçelim. Dilimizi gıybetten, kalbimizi kibirden arındıralım. Gücümüzü zayıflara sığınak olmak için kullanalım; sözümüzü kırılan kalpleri onarmaya adayalım. İşte o zaman yeryüzündeki fani yürüyüşümüz anlam kazanacak, bu dünyada ektiğimiz merhamet ahirette sonsuz bir rahmete dönüşecektir.
[1] Tirmizî, Birr, 15.
[2] Kıyâmet, 75/36.
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü